Перейти к мобильной версии
Материнство это работа

#щастьематеринства русских женщин в Турции

Поделиться в сети
  • facebook
  • ВКонтакте
  • LiveJournal
  • Одноклассники
Фото Фидан Тутум
Фото Фидан Тутум

От редакции. Статья Юлии Демаковой “#щастьематеринства длиной в три с половиной года” имела широкий резонанс. Только на нашем сайте, не считая перепостов, ее прочитали больше семидесяти тысяч раз.
Фидан Тутум перевела эту статью на турецкий язык, сопроводив вступительной статьей. Мы рады возможности опубликовать обращение Фидан к турецкоязычным читательницам и читателям.

Статья, которую вы прочитаете ниже, написана мамой, живущей в России. Главные адресаты моего перевода – это русские мамы, которые замужем за турецкими мужчинами. Но эта статья особенно важна для тех семей, которые живут в Турции, так как женщины в большей степени или владеют турецким языком плохо, или не говорят на нем совсем. Среди тех, кто говорит на языке, практически невозможно встретить тех, кто говорит вообще без акцента.

Женщины, родившиеся и выросшие в России, выходят замуж за турков, переезжают в Турцию, рожают ребенка и… остаются дома одни, без какой-либо поддержки. И даже не могут найти себе друзей и окружение. Все свое время проводят только с семьей, с мужем и ребенком. В случае, если они захотят куда-то сходить одни, мужья их не пускают в основном по двум причинам: или боятся за них, поскольку они русские, или попросту ревнуют. Как вы думаете, как чувствует себя женщина в такой ситуации?

Турчанка, мягко говоря, не согласится с многими вещами, которые написаны ниже. А может и будет ругаться и сердиться. Так как турчанка в лучшем положении чем русская. У турков семейные узы очень крепкие. Постоянно к ним домой кто-то приходит, кто-то уходит. Это могут быть нескончаемые родственники или просто друзья. С обеих сторон народу много. В Турции очень часто можно видеть взаимопомощь просто так, чтобы получить своего рода «благословение» сверху. И всегда найдется среди такого количества народа человек, который протянет реальную руку помощи, даже если большинство будет донимать женщину своими многочисленными советами и наказами. Этот человек всегда сам предложит женщине выйти из дома, пройтись по магазинам, выпить с подружками кофе и т.д., пока он (или она) посидит с ее ребенком дома. Турчанки более богатые, даже если сами не работают, просто нанимают домработницу или няню себе в помощь. Именно такие и могут написать в комментарии: «Как можно устать от ребенка? Что за мать такое написала вообще?» Женщина, которая действительно поймет эту статью, это та, кто живет вдалеке от своей родни, не может отдать ребенка в садик по каким-то своим причинам, или не может найти соответствующую работу, или та, кому муж просто не разрешает работать, и она вынуждена сидеть дома с ребенком.

Не поймите меня превратно, я тоже не согласна с некоторыми вещами в статье, однако уверена, что каждая найдет там хоть что-то про себя.

Я также надеюсь, что мужья этих женщин также прочитают эту статью и, наконец, поймут, КАК это сложно — быть мамой. И только тогда я скажу, что не зря эта статья была написана. И не зря была переведена мной.

А для мужчин я могу напоследок сказать только одно: берегите своих женщин!

Фидан Тутум

Aşağıda okuyacağınız yazı Rusya’da yaşayan bir anne tarafından yazıldı. Yazıyı çevirmemin asıl sebebi, Türklerle evli olan Rus anneler. Özellikle Türkiye’de yaşayan çiftler için bu yazı ayrıca bir önem taşıyor çünkü çoğu kadın Türkçeyi ya çok az biliyor yada hiç konuşamıyorlar. Tüm konuşanlar arasında aksansız konuşanı görmek neredeyse mümkün değildir. Rusya’da doğmuş ve büyümüş kadınlar Türkiye’den evlenip çocuk sahibi oluyor, ve evde kimsesiz, tek başına kalıp arkadaş bile edinemiyorlar. Bütün vakitlerini  eşleriyle ve çocuklarıyla geçiriyorlar. Yalnız başlarına bir yere gitmek isterlerse, eşleri Rus oldukları ve dil bilmedikleri için çıkmalarına izin vermiyorlar. Bazıları kıskandıkları için, bazıları ise başlarına bir şey gelmesinden endişe ettikleri için. Bu durumda bir kadın nasıl hisseder?

Türk anneler aşağıda yazılan çoğu şeye katılmaz, hatta kızabilirler. Çünkü Türk anne, Rus anneden biraz daha iyi durumdadır. Türklerin aile bağları daha kuvvetli.  Aile, akraba ziyaretleri bitmez. Dost, arkadaş çevresi geniştir. Yardımseverlik ve sevap için yardım gibi şeyler var. Herkes bir tavsiyede bulunur, bu durum bazen kadının canını sıksa bile gerçekten ona yardım elini uzatacak kişi bulunur. Kadın dışarı çıksın, alışveriş yapsın, kahve içsin veya işini görsün diye çocukla kalayım diyen biri mutlaka bulunur. Maddi durumu iyi olan anneler  çalışmasa da eve bir yardımcı veya bir bakıcı alır. Bu anneler aşağıdakileri okudukları zaman kızar ve kötü kötü yorumlar yazar. ‘çocuktan nasıl yorulabilirsin? Nasıl bir anne yazmış bunu? Nasıl bir vicdan bu böyle?’ tarzında. Bu yazıyı gerçekten anlayacak olan anne, eşi tarafından çalışmasına izin verilmeyen, iş bulamayan, maddi veya başka bir imkanı olmadığından çocuğunu özel yuvaya veya birine emanet edemediği için işe başlayamayan bir kadındır.  Büyük şehirde yaşayıp da aile ve akrabasından uzak kalan ve çocuğundan bir nebze olsun ayrılamayan bir anne içindir.

Beni yanlış anlamayın, yazıda bazı şeylere  ben de katılmıyorum ama orada herkes en azından bir şeyleri kendine göre doğru bulacaktır.

Ve umarım bu yazıyı benzer durumda olan kadınların eşleri de okur ve anneliğin ne kadar zor bir şey olduğunu nihayet anlar. İşte o zaman, bunu yazanın da, çevirenin de, emekleri boşa gitmemiş derim. Erkekler için söyleyecek tek bir şeyim var; karınızın kıymetini bilin!

Fidan Tutum

Dün eşim bana bir müjde verdi, oğlumuzun 3 yaşında ve 7 aylık olduğunu söyledi. Oğlumuz neredeyse 4 yaşında! Kafama taktım çünkü oğlumuzun daha 3.5 yaşında olduğundan emindim. Tekrar hesapladım. Bir yanlışlık yok. 3 yaşında ve 6 ay dolmuş . 7.aya girmiş oldu. Ve otomatikman bir süre içinde, oğlumuz doğduğundan beri güzel anları hatırlamaya çalıştım. Tüm sevimli ve tatlı anlarını. Onu büyütmekle ve yetiştirmekle bizzat ben ilgilendim, gözümün önünde ve benim kollarımda büyüdü.

Hatırlamak uzun zamanımı aldı. Kaç ay ağzında bir tek memeyle uyuduğunu hatırlıyorum. Meme uçlarımdaki çatlaklarını ve ilk 2 hafta acıdan ağlayarak emzirdiğimi unutamıyorum. Daha 2 haftalıkken doğum sonrası komplikasyon olduğumda hastanede yattığımızı da..

Kaşınmaya başladığını ve 3 sene boyunca kaşındığını hatırlıyorum. Kanayana kadar kaşımasına engel olduğumda ağlama krizlerini ve ne tepki verdiğimi. Tamamen ümitsiz ve çaresiz hissettiğimi de.

2 yıldan fazla süren psikolojik kabızlıklarını hatırlıyorum. Feci çığlıklarını, gözyaşlarını, benim gözyaşlarımı ve elimden bir şeyin gelmemesini.

Evimizi darmadağın ettiğini ve her şeyi yere döktüğünü hatırladım. Tuz, şeker, sıvıyağ, su, hububatlar, hepsini yere dökerdi ve onları temizlerdim.

Güzel anlar.. hani güzel anlar nerede? Olması lazımdı. O benim çocuğum, oğlum. Ben onu 9 ay karnımda taşıdım, doğurdum, yedirdim, içirdim, baktım, korudum ve kolladım. Kendi başıma. Ve dolayısıyla seçici amneziyi yaşamamam lazım. Nerede bütün güzel anlar? Mini mini, tatlı tatlı.. hani?

Ümitsizliğe kapılmak üzereydim. Sonra bir şeyin farkına vardım. Korktum ve acıdım. Çocuğuma. O bunları hiç hak etmedi.

Doğduğundan beri benim en sadık dostlarım akıllı telefon ve tabletti. Bir şekilde kafamı dinlemeye ve soluklanmaya çalışıyordum. Ama yapamıyordum ve dolayısıyla tek kalan yolu deniyordum- internete girmek. Çoğu kadın için annelik sosyal izolasyon demek. Sanal sohbet az da olsa hayatta kalmaya yardımcı oluyor. Fakat bir anne günde yarım saatten fazla telefona, tablete veya bilgisayara baktığı zaman kınama objesi oluyor. Niçin oturuyor ki?! Onun çocuğu var. Yemek yedirirken telefona bakacağına çocuğuna konsantre ol. Dışarıda çocukla gezerken telefona bakmak mı? Aaaaa…  çok ayıp!

Sen internette bir şey okurken çocuk kendi başına oynayamazmış. Her zaman ve her yerde. Ne durumda olursan ol. Sen bir ‘anne’sin!  Anneler internet cihazlarla fazla zaman geçirdiklerini kendileri bilir ve kendilerine kızarlar. Bu kızgınlığın sebebini hiç düşünmezler. Her kafadan bir ses çıkıyor- bunu yapma, olmaz, kötü. Ama bunu söylerken kimse gerçek bir destek, bir yardımda bulunmuyor. Anneye çocuktan bir müddet ayrı kalıp kafa dinlemesine yardımcı olmuyor. Sanal ortamda değil, gerçek hayatta insanlarla görüşmesine fırsat verilmiyor. Bunun üstüne birde sanal ortamda konuştuğu için bir suçluluk duygusu da eklenince…

Bu arada yapbozuma yeni bir parça daha eklemiş oldum. Ben genelde çok geç yatarım. Kaç yıldır bunu yaparım. Bunu neden mi yapıyorum? Sırf çocuğum uyumaya daldığında o ‘birkaç saat’ benim özel zamanım oluyor. Özel zamanım diye bir şey yok ki. Bir tatilim yok. Aralıksız devam ediyor. İşte bu kadar- #anneolmasevinci günde 24 saat. Haftanın 7 günü. Ayda 4.5 hafta. Yılda 12 ay ve 3.5 yıldır. Şimdi delirmiş  canavar bir anne olduğumu düşünürsünüz. Fakat öyle değil.  Benim gibilerden çok var. Fazlasıyla. Mutlu bir anne internette takılmaz. Annelerin desteğe ihtiyaçları var. İşlerin BÖYLE olacağını kimsecikler söylemiyor.  Böyle olacağını tahmin etmiştin, ayrıca doğurduğuna şükret. Milletin çocuğu olmuyor. Hmm… hayır. İşlerin böyle olacağını hiiiç tahmin etmemiştim. Ve susmayacağım!

Küçük bir araştırma yaptım. 30 kadından sadece bir tanesi anne olmanın gerçekten zor bir iş olduğunu anneannesinden (babaannesinden) daha çocukken duymuş. Sadece BİR kadın!

Kadınlar sorunlarıyla yüz yüze bırakılıyor. Kimi nerede yanlış yaptım diye kendine sorar durur, kimisi de dışarıdan bakıldığında boş yere problem yarattığından emin. Gerçek şu ki, annelik zor, ağır ve hakkı ödenmez bir iştir. Kimse tarafından asıl değer verilmeyen bir görevdir. Kimse anneye gereken desteği vermez, övmez, onu yargılar ve bir şey yaptığı zaman hep yeterince iyi yapmadığına işaret eder.

Kimi kanguru tipi şeyleri internetten alır-satar, kimisi çanta, kimisi bebek arabaları. Bütün bunlar hayatını geri kazanmaya yönelik çabalarıdır.

Dünyada çocuklar için üretilmiş birçok cihaz var ama bu cihazlar, asıl anneler için yaratılmıştır. O sırada yemek pişirebilmeleri veya duş alabilmeleri içindir.

Çocuklar pes etmiyor ve onca üretilen oyuncağa rağmen anneleriyle olmayı tercih ediyorlar. Bizim toplumumuzda çok geri kafalı stereotipler var. Bunların başında gelenler; çocuklar erkeklerin problemi değil, sadece kadının ilgi alanı içinde, kadının baş ağrısıdır. Çünkü kadınlar anne olmak için yaratılmış ve dolayısıyla çocukla ilgilenme becerisini doğuştan almıştır. Halbuki erkekler işyerlerinde aşırı yorulur ve eve dinlenmek için gelirler. Gerçek şu ki, annelik kadar zorluk, sorun, meşguliyet içeren meslek neredeyse yoktur. Neredeyse her zaman o beğenmediğin işten ayrılıp yeni bir işe girme imkanınız oluyor. İşten yorulursanız ve stresinizi atmak istediğinizde sizi kimse suçlamaz. İşyerinizde öğle aranız var. Lavaboya gitmek için zamanınız var. Veya çay-kahve molası. Veya izin alıp işten kaçmak istersiniz. Hasta olduğunuzda raporlu izniniz var. Yıllık izniniz ve bayram tatiliniz var. Mükafat belli. Mesleki başarınızla gurur duyabilme imkanınız var.  Peki ya annelik? Tüm kadınlar çocuk doğurur ve çocuk yetiştirir. Zor bir şey yok ki bunda. Anne olmaktan yorulamazsın, mutluluk ve sevinç verir annelik çünkü. Sonuç olarak kendin karar verdin doğurmaya, kimse seni zorlamadı. O senin kararın, sık dişini otur. Mızmızlık yapma. Haa birde gülümsemeyi unutma. Çocuğun mutlu bir anneye ihtiyacı var. Gerçek mutluluk anne olmaktır. Minicik ellere ve ayaklara bakınca her şeyi unutabilirsin. O dişsiz ağzı sana gülücük versin- dağları bile devirirsin! Bir şey yanlış mı gidiyor? Cevap belli. Daha çok çaba göstereceksin. Yorulmak ve krizlere girmek yasak ve çok ayıp. Çünkü anne bir insan değil. O bir Süpermen. Dünyadan olmayan biri.

Anneler insanlardan yardım ve destek almaz. Onları sadece suçlarlar. Herhangi bir sebepten dolayı. İnsanlar bulur. O suçlamalara kötü tepki vermekte yasak, #senbirannesin, olumlu ol, sinir krizlerinle çocuğunu korkutabilirsin!  Toplumumuzda bunalım sadece bir kapristir, artistliktir. Özellikle doğum sonrası bunalımı söz konusuysa. Bunalımdan ziyade daha çok ‘kapris’ vardır.

Bir kadın niye yorulsun ki? Sıcak su, bez, mutfak robotu, elektrik süpürgesi vs.. tüm imkanlar! Ama anne olan bir kadının günde en fazla 1-2 kere yemek yediğini herkes unutuyor. Sıcak banyo yapmak hayal gibi bir şey. Sadece bir düşünün- banyo yapmak hayal, gerçeğin ötesinde olan bir şey! Hem de çoğu anneler için. Gerçekte olan 1-2 dakikalık duş alması. Kadının eşinden gerekli desteğin gelmemesi de bir gerçek. Değişik uydurulmuş suçlamalar ve şikayetler.. misal;

· Kendini ihmal etmişsin

· Şişmanladın mı ne

· Neden birlikte olalım istemiyorsun

· Yemeği neden pişirmedin

· Ev neden dağınık, bütün gün evdesin,toparlayamadın mı

· İşten geldim,yoruldum,bir şey yapasım yok

· Temiz çorabım nerde

· Sinirli ve kızgın  bir şey oldun

· Eskiden böyle değildin

· A… her şeye yetişiyor, hem güzel hem akıllı hem becerikli. Birde kendine bak!

· Bir şey yaptığın yok,nasıl yoruluyorsun?

· Sen misin tatil isteyen? Nerde yoruldun? Yorulan benim ve kafa dinlemeye gidecek olan benim. Sen ise hak etmedin.

· Seni istiyorum ve itiraz istemiyorum.

Tehditler, fiziksel istismar, şiddet, şantaj, cinsel taciz- bunların hepsi gerçek.  Kimden çocuk doğurduğunu da biliyordun. O laf da stereotiptir. Madem doğurdun, mızmızlık yapma. Kendin ettin kendin buldun.

Hiç kimse ve hiçbir zaman çocuk doğduktan sonra eşinizin nasıl değişeceğini size söyleyemez. Olaylar siz hamile kaldıktan hemen sonra bile başlayabilir.  Bununla karşılaşan kadın buna bile üzülür. Çocuk doğduktan sonra hayatınız ne yönde değişir kimse bilemez.

Bir mucize olur da, eşiniz ilgili ve anlayışlı çıkarsa, o bile kucağında çocuğu olan ve devamlı evde oturup ona bağlı olan bir kadının karşısında gücünü hisseder ve kadını üzer. Her faaliyetiniz, işiniz, her zaman ve her an ‘ıngaaa… ıngaaa… anneee… anneciiiim!’ çığlıklarıyla bölünecek. En uygun olmadığınız zamanda çocuğunuzun bu durumda başka bir planı olduğu ortaya çıkar. Mesela uyku veya yemek yeme veya özellikle kaka yapma isteği veya planı. Veya hastalık. Kendi planınızı gerçekleştirme belirsizliği aklınızı başınızdan almaya  ve sinir sisteminizi alt üst etmeye yeterli olur.

İnsanlar annelerin ne kadar dertli, hayatta ne tür desteğe ve yardıma ihtiyaç duyduğunu bilselerdi, annelik daha tatmin edici olabilirdi. Ama kimse ilgilenmiyor ve araştırmak dahi istemiyor. Bazı feminist kadınlar bile herhangi bir problem yok diyor. Toplum neden bu sorunları ortaya çıkarmak istesin ki? Her şeyin yolunda gittiğini farz edip doğum sayısını arttırmaya yönelik propaganda yapmaya devam ediyorlar. Sırf çocuğunu kimseye emanet edemedikleri için kaç tane kadın kaliteli tıbbi yardım alamıyor, siz biliyor musunuz? Korkunç bir şey. Hamilelik, doğum ve annelik hiç te gençleştirmiyor ayrıca.

Kaç tane kadın intiharı aklına getiriyor. En korkunç olan da, kaç tanesi çocuğuyla beraber pencereden atlamanın hiç de kötü bir fikir olmadığını düşünmeye başlıyor. Ve onlardan kaç tanesi de bu korkunç düşüncelerini gerçeğe dönüştürüyor. Bu anneleri herkes kınıyor. Ve hiç kimse asıl sebepleri düşünmüyor. Niye düşünsünler ki? Kadınlar suçluluk duygusu çekiyorlar ve çocuklarıyla günün 24 saatini geçiriyorlar. Erkekler en fazla 1 saatini mutlu, karnı tok, altı temiz çocukla oynadıktan sonra kendilerini dünyanın en iyi babası olduğunu zannediyorlar. Çalışma hayatıyla anneliği aynı anda yapabilme endişesini sadece kadınlar yaşar. İş durumunu çocuğu yuvadan alabileceğine uygun olsun mesela.. erkekler bu konuda hiç kafa yormazlar. İşe giden annelere topluluk içinde genelde iyi gözle bakmazlar. Kendi işine, hobisine devam eden veya sadece kendine zaman ayıran annelerden bahsediyorum. Çocuk yetiştirme sorumluluğu babanın üstünde olan ailelerden. Bu annelere kızarlar, çocuk bakan babaların ise neredeyse heykelini dikerler.

Ama şunu kimse aklına getirmiyor. Genellikle klasik bir ailede istedikleri gibi hayat sürdüren asıl erkekler oluyor. Kadınlar ise hayatlarını bir kenara bırakarak hep çocuklarının iyiliği için yaşarlar. Gerçek şu ki, birçok kadın zevkle yaşamayı, eğlenmeyi, spor yapmayı, çalışmayı, hayallerini gerçekleştirmek gibi şeyleri yapmayı o kadar çok isterler ki, nafaka ödemeyi bile kabul ederlerdi! Bir de tatlı çocuğunu özleyip haftada birkaç saatini ona ayırmak ve onunla zevkle vakit geçirmek şartıyla tabi…kalan zamanda da çocuğunu özlemek ve hayatına devam etmek. Haftanın 1-2 saatimi oğlumla geçiriyor olsam bunları yapmak için enerjim ve hevesim olurdu..,

-bir saat boyunca, değişik inşaat arabaları çizmek

-abuk sabuk şeyleri hamurdan yapmak ve oğlum onları kırınca sinirlenmemek

-yaramazlıklarına ve pislik yaptığında sevinmek ve kızmamak

Ama teknik olarak oğlumla 24 saatimi geçiririm. 3 yıl ve 6 ay boyunca. 24 saat. 3 yıl ve 6 ay. Sosyal izolasyon içindeyim. Sağlık problemlerim var. Maddi bağımlılığım. Ve oğlum. Ona sevinmek için bile gücüm yok. Özel zamanım yok.

Bir konuşulacak konu daha da annelerin dinlenmeye ve dışarı çıkma ihtiyacı. Sadece eşiyle ve çocuğuyla vakit geçirmek yeterli değil. Ayrıca genelde kadının eşi kadınla vakit geçirmeye hevesli değil çünkü genel olarak eve yorgun gelir. Bazı kadınlar şanslı. Eşleri dışarı çıkmalarına izin veriyor (kelimeye dikkat!) haftada veya birkaç haftada 1-2 saatliğine. Kafa dağıtmaları ve dinlenmeleri için. Ve bu olayı erkekler olağanüstü bir iyilik yapmış gibi görüyor. Eşin ne kadar da iyi bir insanmış!

Şimdi ise biraz hesap yapalım. 24 saat kadın çocuğuyla ilgilenir. Kadın kendine ait değildir, temel (?!) ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorluk yaşıyor. En iyi ihtimalde kadına haftada 2-3 saat özel zaman veriliyor. 24 saati 7yle çarpın. 168 saat/hafta ediyor. Bu 2-3 saati çıkarın. 165-166 saat ediyor. Bu 165-166 saat içinde kadın ev işiyle ve çocuğuyla meşgul. Yani toplam 168 saatten 2 saati kadına moral ve ekstra güç mü verecek? Bu kısacık 2 saat olağanüstü bir iyilik oluyor. Çoğu kadın şaşırıyor, evden çıkmalarına izin veriyorlar (yine kelimeye dikkat edin!) hava alıyorlar, kafa dağıtıyorlar, ortam değişiyor (oda haftada bir,en iyi ihtimalde!) fakat yine halleri kalmıyor.

Çocuk kadının sorumluluğu. Doğurduysan evde otur ve hayatını ona ada. Sen insan değilsin, hobilerin ve isteklerin olamaz. Çocuk her şeyin üstünde. Her zaman. Adamın ise karısına evden çıkmasına izin bağışlama  gücü var.

Erkekler, kadının yaptığı gibi bir şey yapabilmek için izin istemesini bırakın, bazen önceden haber verme zahmetinde bile bulunmazlar. Sonradan kadın, kocasının madende çalıştığı kadar yorgun olup bir yere gidip stres ve yorgunluğunu attığını öğrenir. Ya kadın? Ne olmuş ona? Onun çocuğu var. Sadece onun.

Google’a giriyorum. Kanunen normal çalışma haftada 40 saattir. Öğretmenlerin ise 36 saattir. Anneler haftalık normal çalışma süresiden 4 saat fazla çalışır. Paradan, mükafattan, hastalık ve yıllık izinlerinden daha önce söz etmiştim.

Kadına rağmen, kadının eşi iş yerinde çok yorulur. Ekmek parası kazanıyor, heykelini dikelim. Bütün bunlar varken kaç tane kadın evden iş yapmaya çalışır. Çocukla kucağında. Veya gece uykusu pahasına. Fakat kimse işini ciddiye almaz. Baksana, evde oturuyor ve nihayet bir şeyler yapmaya başladı! –bunları söylerken insanlar bilerek çocuğun varlığını aklına getirmiyor)

Bu sorunun ne kadar ciddi olduğunu düşününce korkmaya başlıyorum. #anneolmaninmutlulugu ve #evliolmaninmutlulugu bu mudur?  Bu konuda bir şey yapamadığım için büyük üzüntü içindeyim. Acı gerçekler yansıtan bu tür yazıları yazmaktan başka.

Yabancı dil öğrenmek istiyorum. Kursa ve spora gitmek, değişik insanlarla tanışmak, etkinliklere gitmek.. izlemek istediğim dizi ve filmler var, birkaç yıldır dinlemek istediğim bir sürü müzik. Okumak istediğim bir ton kitap, gerçekleştirmek istediğim planlar. Ama bütün bunları sonra yapacağım. Daha çoook sonra. Evet doğru anladınız. Çünkü bir çocuğum var.

Bunları başarabileceğimden ve yapacağımdan eminim. Yoksa hayatın bir anlamı kalmıyor ki.

P.S. bu yazıyı yazmam 3 günümü aldı. Ve ancak şimdi oğlumun hayatından aradığım ve hatırlamaya çalıştığım ‘o’ sevimli anları aklıma yavaş yavaş gelmeye başladı.

Julia Demakova

Yazının orijinal versiyonu : http://mamochek.net/schastye-materinstva/

07-12-2015
Поделиться в сети
  • facebook
  • ВКонтакте
  • LiveJournal
  • Одноклассники

Комментариев пока нет, будьте первой.

Добавить комментарий

Чтобы оставить комментарий, войдите через профиль социальной сети